No comments yet

Pazartesi Etkinliği: Tuzla İşçisine Yakından Bakmak

Tuzla İşçisine Yakından Bakmak
Seçimler, kriz paketleri, davaların yoğunluğu ile kapatılan, gündemde unutulan Tuzla Tersanelerinde ne yazık ki yaşamın kıyısında süren hayatlar, ölümler ve buna karşı yürütülen mücadeleler devam etmekte. Tuzla’da yaşananlara kulak vermek, anlamak ve mücadeleye destek olmak adına Gola’da geçtiğimiz Pazartesi Etkinlikleri’nde Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu Üyesi ve Bilgi Üniversitesi araştırma görevlisi konuğumuz Aslı Odman’ı dinledik.
Aslı Odman, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin ve sektörün kuruluş sürecine dair aktardığı bilgilerle bu bölge özelinde yapmaya çalıştığı işçi sınıfı içindeki tabakalaşmanın bir analizi Tuzla işçilerine, işverene ve taşeronlu üretim sürecine kısaca Tuzla dinamiklerine daha yakından bakmamızı sağladı.
Sunumdan bazı notlar:
Tersane Tuzla’ya taşınıyor…
Tersane taşınmadan önce sayfiye yeri olan Tuzla’da sektör 1980 sonrasının politikaları sendikalaşma zorlaştıktan ve enformel emek kullanılmaya başladıktan sonra varolan göç ağları organize edilerek kuruluyor.
“Taşeronlarla üretim tarzı ve bunun uygulanmasını ve sermayenin emek üzerindeki
denetimini kolaylaştıran hemşeri, akraba emeği kullanma gibi mekanizmaların hepsi sermaye birikiminin küresel rekabet içerisindeki yapısal zorunluluğuna işaret eder.”
“Yeni emek formları”
İlk dönemlerde gemi inşasında büyük aktör kamuydu.  Daha sonra sektör yeni gelişmeye başladığı yıllarda tersanelerde çalışan armatörler tanıdıkları ve işine güvendikleri bazı ustaları yönlendirmeye başladılar.  Piyasada o dönem işçi olarak çalışan ustaların çoğunluğu taşeronluk yapmak üzere işlerinden ayrılıp yanlarına aldıkları -hemşehrilik bağları üzerinden- tanıdıkları işçilerle firma kurmuşlardır. Bu şekilde taşeron üretim ilk dönemde kamuda usta olmuş kişiler tarafından kuruluyor. Karadenizliler, sektörün ilk aktörleri, olarak piyasanın yeni oluştuğu dönemde orta sınıfa intikal ettirecek birikim yapma şansına sahip olmuşlardı. “nöbetleşe yoksulluk” yani alttakilerin üst sınıfa terfi etme zincirini akla getiren bu birikim 2000lerden itibaren artık varolmuyor, bunu da Tuzla örneğinde görmek mümkün.
Hemşehrilik bağları- Farklı Emek Süreçleri
İlk dönemlerde tersaneciler ve taşeron şirketler ile -taşeron taşeron- şirketler ve işçileri arasındaki akrabalık ve hemşerilik bağları, iş sürecini düzenlemiş ve devamlılığını sağlamış. Farklı göç dağılımı taşeronlu birikim ve esnek üretim vesilesiyle emek süreçlerinde de ciddi bir hiyerarşi ve katmanlaşmaya sebep olmuş…Örneğin sektörün ilk gelenlerinden Samsunlular kaynak işinden sorumlu “raspacılar” olurken;  90’larda zorunlu göç ile Doğu ve Güneydoğu’dan gelenler “pis iş” olarak nitelenen gemi temizliği işini yapmakla yükümlü oluyorlardı. İşçiyi etnikleştiren ve katmanlaşmayı sağlayan bu kültürel kodlar, işveren açısından emeğin kontrolünü sağlayan da bir sürece sebep olmaktadır.
Farklı İşçi Örgütlenme Tarzları
Katmanlaşma mekana yansıdığında Tuzla’da işçinin yarattığı haritada karşımıza işçi kahvehaneleri, hemşeri dernekleri çıkıyor. Emek süreci bekar odaları ve aile ile yaşama bağlamında konut şartlarında da farklılaşmayı sağlıyor. Neticede bölünmüş bir örgütlenme yapısı ve parçalanmış bir işçi sınıfı ile karşılaşıyoruz Tuzla’da. Tuzla’da sendikalaşma sürecinde Limter-İş Sendikası kurumsallaşma sağlayabilmekte. Devletin yapması gereken kayıt altına almayı da bu sendika yapıyor.
Sonuçta uzmanlık alanı dışında “asıl iş” in hiçbir iş alanında taşerona verilemeyeceğini, Tuzla Tersanelerinin üretim sürecindeki bütün işlerin “asıl iş”ler olarak taşeronlara verilmesi kesinlikle yasal olmadığı gibi bugün iş kazalarının ve ölümlerin zeminini oluşturuyor.

Post a comment