No comments yet

DEDİ Kİ…Cemal Ünlü

Çok gecikmiş bir türlü yerine getiremeyen Doğu Karadeniz gezimizi, eğer bu yıl ki festivalin çekiciliği olmasaydı yine erteleyebilirdik. Festival ve “Sıla” hasreti iç içe geçerek Ege ve Akdeniz kıyılarının önüne geçti. Yönümüzü Karadeniz’e çevirdik.
İyi de oldu… Gerçi hava (bizim için) pek iyi olmamakla birlikte hiç şikayetçi olmadık, dert etmedik. Hazırlıklıydık.
Festival, festival programı benim zaten ilgimi çeken ama bir türlü yerinde gözleyemediğim şeylerdi. Kendi doğası, kendi mekanı içinde görmek fırsatı elde ettik.
Belki yüksek yaylalara çıkmak kısmet olmadı ama bu bir başlangıç olacaktır, öyle hissediyorum.
Karadeniz’e, aylar, yıllar ayırmak gerek. Başka türlü algılamak, yaşamak ve öğrenmek mümkün değil.
Horonun kökleri, ne olup olmadığı konusunda aklıma takılan, zihnimi kurcalayan pek çok soruya festival sayesinde yanıtlar buldum. Horon’un yaylacılıkla yani hayvancılıkla ilgili olduğu ve bir danstan çok bir “tören”, bir “kutsama” olduğunu Fındıklı’da ki ilk ve son gün törenlerinde gözleme fırsatı buldum.
Festivalin kendiliğinden oluveren, özellikle de kadınların, kızların önderliğinde yürüyen programı bu bakımdan çok hoş ve övgüye değer yanıydı… Yöre insanları belki sayıca az katılım gösterdi ama içten ve çoşkulu idi.
Özellikle kadınlar açısından… Festivale destek veren ve yürüten bu kadınları kutlamak isterim.
Festival ve festivale katılımı aynı horon çemberine insanların katılımı gibiydi.
Kalkıp horona katılmak isteyenin hemen önündeki insanın kadın erkek, çoluk çocuk demeden elini tutması ve horona katılıvermesi gibi…
Tabii yeni gelenlere her zaman açık, her zaman kabul etmeye hazır horon halkası da önemli… Onun payını da unutmamak gerek
İlk gün özellikle dikkat çekici ve unutulmazdı. Hem açılış töreni, hem de avluda yapılan etkinlikler açısından. Doğayı, mimariyi, yeme içme alışkanlıklarını, horonu ve pek çok şeyi birbiri içinde harmanlayan bu festival, Karadeniz’de yapılan belediye destekli ve karmakarışık bir programla yürüten pek çok festivale örnek olabilecek içtenlikte ve içerikteydi. Onların bu festivali görmesi, izlemesi sağlanmalı.
Giderek daha da gelişeceğini ve yöre halkıyla bütünleşeceğini umuyorum.
Ortaya çıkan terslikler, zorluklar her zaman olacaktır, her zaman da bir aşma, zorlukla baş etme yolu bulunur.
Bundan dolayı endişe duymuyorum. Duymak için neden yok.
Son olarak bir gözlemimi aktarmak isterim: Çay, yöreye belki belirli bir refah payı getirmiş ama aynı zamanda bazı özelliklerin ve alışkanlıkların aşınmasına, bozulmasına da yol açmış.
İki günü Fındıklı’da geçirmek iyi oldu…  Çayın yanı sıra fındık tarımı ile uğraşan yani başka üretim ürününe sahip Fındıklı bu açıdan bana farklı göründü… Zaten festivale sahip çıkmalarından da anlaşılıyor.
Başarılar dilerim…
Cemal Ünlü

Post a comment